Sayı | Ausgabe: 224 (16.06.2020)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 15.7.2020


Geçen yazımda organ nakli konusuna giriş yapmıştım. Bu hafta bu konuda en çok sorulan 'Bir organ ne zaman alınır ?' sorusuna cevap vereceğim. Ayrıca bu konudaki tecrübelerimi yazacağım.
Bir organın alınması için hastanın beyin sapının  faliyetinin bitmiş olması gerekmektedir. Buna halk arasında beyin ölümü denmektedir.  Çünkü beyin sapında solunum ve dolaşımı düzenleyen fonksiyonların merkezi bulunur. Beyin sapının ölümünde bu merkezin faliyeti biter bu nedenle solunum ve dolaşım fonksiyonlar durur ve ölüm olayı meydana gelir. Bu tip hastaları yaşam destek makinalarıyla bir süre yaşatmak mümkündür.  Ancak makinalar kapandığı anda hasta ölür. İşte beyin sapı öldüğü anda organlar alınabilir. Bu tip ölüm ile klasik ölüm anlayışı arasında fark vardır. Klâsik ölüm anlayışına göre, bir insanın büyük hayat fonksiyonları denilen dolaşım, solunum ve sinir sistemlerinin durması ve kalp atışlarının sona ermesi ile ölüm gerçekleşmektedir. "Biyolojik ölüm" ya da "klinik ölüm" de denilen bu  kıstasa göre, son kalp atışı ve son nefes ile insan hayatı sona erer. Ancak burada yanlış olan insanın kalbi ve solunumu dursa bile reanimasyon teknikleri ile bu fonksiyonlar yeniden çalışmaya başlatılabilir. Bu yüzden esas olan beyin ölümüdür.
Beyin ölümü nasıl tespit edilir. Bir çok ülkede çeşitli yöntemler uygulanmıştır. 1982 yılında Alman Tabipler Odası İlmî Konseyi beyin ölümünün hangi metotlarla tespit edileceğini belirleyen bir tavsiye kararı vermiştir. Karar şu şekildedir: "Beyin ölümü, vücudun kan dolaşımı halâ devam ederken beyinin bütün fonksiyonlarının geriye dönüşü olmayacak bir şekilde iflâs etmesidir. Bunun için hastaların istisnasız olarak spontan solunumu olup olmadığına bakılmalıdır. Beyin ölümü insanın ölümüdür. Dünya Tıp Birliğinin Madrit'de yapılan XXI. Genel Kurul Toplantısı'nda beyin ölümünün tespit edilebilmesi için gerekli olan şartların neler olduğuna karar verilmiştir.  Buna göre, beyin ölümünden söz edebilmek için sinir sisteminin ölmüş olduğu, tam ve devamlı midriasis (her iki göz bebeğinin genişlemesi), reflekslerin tamamen kaybolması, EEG muayenesi ve müteaddit beyin biopsileri ile tespit edilmelidir. Ayrıca spontan solunum ve dolaşım durmuş olmalı, bütün reanimasyon metotları denenmiş ve sonuç alınamamış olmalıdır. Bu hususta bir uzmanlar grubu karar vermelidir.
Türkiye'de ise ilk defa Türk Tabipler Birliği, Dünya Tıp Birliği'nin vermiş olduğu karar doğrultusunda bir komite kararı almış ve bu kararla bir yandan beyin ölümünü kabul ederken, diğer taraftan da beyin ölümünü tespit metotlarının neler olduğunu belirtmiştir.
Sonuç olarak beyin ölümünün meydana geldiği tam olarak tespit edilmeden hiçbir hastadan organ alma yoluna gidilemez. Beyin ölümünün gerçekleşip gerçekleşmediğine kanunlarda anlatılan bütün inceleme ve tahliller titizlikle yapıldıktan sonra karar verilir. Bu kararı veren hekimler kesinlikle bu organları çıkartamazlar veya birine takamazlar. Bu karar sonrası o organları takip etemezler.
Ben tecrübelerime dayanarak şunu söylemek istiyorum. Organ nakli tıbbın ulaştığı en yüksek noktalardan biridir. Bu yöntemle bir çok insan sağlıklı bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Ayrıca istekle organ vermek öldükten sonra yapılabilecek en büyük sevaplardan biridir. Bu konuda lütfen hassas olalım. Benim tanıdığım özellikle Türkiye`den buraya gelip akciğer transplantasyonu olan insanlardan duyduğum bir söz var. Devamlı bir şekilde "Allah bize o organını veren insanın bütün günahlarını bağışlasın" diyerek devamlı bir şekilde dua ediyorlar. İnsanın dini açıdan da alabileceği en güzel dualardan bir tanesidir bu dua. Saygılarımla
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren