Sayı | Ausgabe: 216 (15.10.2019)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 12.11.2019


İçinde bulunduğumuz "Kutlu Doğum Haftası" vesilesiyle efendimiz Hz. Muhammed in bir özelligini günümüz insanının nazarına sunmak ve "güven" sıfatının ekonomideki önemini aktarmak istiyorum.
"Güven" sadece Hz. Muhammed de  değil tüm peygamberlerde bulunan en önemli özelliklerden biridir. Peygamberimiz daha peygamber olmadan dürüstlüğü sayesinde insanların güvenini kazanmıştı. Mekkeliler ona hayrandı. İnsanlar ona dürüst ve güvenilir anlamına gelen Muhammed ül emin ismini vermişlerdi. Mekke de el-Emin (emin kişi) denildiğinde o akla gelirdi. Kimsenin kimseye güvenmediği, Mehmet Akif merhumun 'Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!' diye tasvir ettiği o karanlık dönemde  Mekkeliler mücevherlerini, degerli esyalarını  Hz.Peygambere emanet ediyorlardı. Öyle ki kavmi kendisini yalnız bırakıp hicret etmeye karar verdiginde o yanındaki emanetleri nasıl sahiplerine ulaştıracağını düsünüyordu. Onun doğruluguna o kadar güveniyorlardi ki  ihtilaf durumunda aralarını bulmak için onu "hakem" tayin ediyorlardı. Kimse ona yalan isnad edemiyordu. Peygamberler Sultanı, iyi Müslüman'ı ve mü'mini târif ederken şöyle buyurdu:
"İyi Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu yani zarar görmediği kimsedir. İyi mü'min de insanların canları ve malları hususunda kendisine güvendiği kimsedir" (Tirmizî, Îmân 12). Demek ki, birine emîn denebilmesi için onun yanında can korkusu duyulmaması, "Acaba yokluğumda malıma zarar verebilir mi?" diye kendisinden endişe edilmemesi gerekir.
Kısacası Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine güvenilmeyen bir adamın "Ben Müslümanım." diye dolaşmasının hiçbir manası bulunmadığını söylemektedir. Yüce Kitabımız bize Hz. Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, Şuayb ve Mûsâ gibi peygamberlerin kıssasını anlatırken, onların halka "Ben size Allah'ın gönderdiği güvenilir bir elçiyim." diye seslendiklerini haber vermiştir. Çünkü insanlar muhataplarının güvenilir olmasını isterler. Güvenilir olmayana değer vermezler, sözüne inanmazlar.. Üzerlerinde bulunan emanetlere riâyet eden ve verdikleri sözü yerine getirenlerin kurtuluşa ereceklerini belirten âyeti (Mü'minûn 23/8), insanlara tebliğ eden bir peygamber olarak Resûlullah Efendimiz, emanet konusunda çok titiz davranırdı. Nitekim Vedâ Haccı'nda "Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin." diye sıkı sıkı tembih etmişti.
Emanetin sadece malla, canla sınırlı olmadığını hatırlatmış, bir kimse arkadaşına bir söz söyledikten sonra, "Acaba bizi duyan oldu mu?" diye etrafına bakınacak olursa, o sözün de emanet olduğunu söylemişti (Ebû Dâvûd, Edeb 37).
Evlilik hayatıyla ilgili özel durumların bir sır, bir emanet olduğunu hatırlatmış, eşlerden birinin bu sırrı bir başkasına anlatmasının emanete ihanet olduğunu belirtmişti (Müslim, Nikâh 123, 124).
İnsanlara güvenebilmek… İşte huzurlu olmanın en önemli şartı budur. Ne kadar çok insana güvenebiliyorsak, bahtiyarlığımız da o kadar büyüktür. İnsanlara güvenmeden yaşamak, "Acaba bana bugün mü, yoksa yarın mı zarar verecekler?" diye endişeyle beklemek dayanılmaz bir azâbtır.
Efendimiz aleyhisselâm'ın, emanete hıyanetin çok kötü bir huy olduğunu hatırlatarak, bu çirkin huydan Allah'a sığındığını hiç unutmayalım. Cenâb-ı Mevlâ'dan ahlâkımızı O'nun güzel ahlâkına benzetmesini niyâz ederek biz de kötü huylardan Allah'a sığınalım.1
Not: Gelecek ay aynı konuya devam edilecek.
1.)Prof. Dr. Mehmet Yasar Kandemir
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren