11.02.2026

Avrupada din her geçen gün anlamını yitiriyor. Müslümanlar da haliyle bundan nasibini alıyorlar. Prof. Dr. Hayati Hökelekli ülkemizdeki dini eğitim ve öğretimi ile ilgili 3 ana sorunu irdelemiş. Avusturyada görev yapan din görevlileri de Türkiye den geldikleri için bir nevi oradaki eğitimin aynısı uygulanıyor. Dolayısla problemler de aynı. Diğer taraftan okullardaki din eğitimi de hem Almanca hem de seçmeli olduğundan dolayı sıkıntılar mevcuttur. Hayati Hoca tam nokta atışı yaparak kısa ve öz olarak problemleri dile getirmiş. Şahsen Avusturyadaki tüm din görevlilerinin, dindersi öğretmenlerinin yazıyı dikkatle okumalarını ve Hocanın söylediklerini dikkate almalarını öneririm. Prof. Dr. Hayati Hökelekli nin yazısını aynen aktarıyorum:Avrupada din her geçen gün anlamını yitiriyor. Müslümanlar da haliyle bundan nasibini alıyorlar. Prof. Dr. Hayati Hökelekli ülkemizdeki dini eğitim ve öğretimi ile ilgili 3 ana sorunu irdelemiş. Avusturyada görev yapan din görevlileri de Türkiye den geldikleri için bir nevi oradaki eğitimin aynısı uygulanıyor. Dolayısla problemler de aynı. Diğer taraftan okullardaki din eğitimi de hem Almanca hem de seçmeli olduğundan dolayı sıkıntılar mevcuttur. Hayati Hoca tam nokta atışı yaparak kısa ve öz olarak problemleri dile getirmiş. Şahsen Avusturyadaki tüm din görevlilerinin, dindersi öğretmenlerinin yazıyı dikkatle okumalarını ve Hocanın söylediklerini dikkate almalarını öneririm. Prof. Dr. Hayati Hökelekli nin yazısını aynen aktarıyorum:
„1. Dini bilginin güncellenmesi:Din, hayatı nasıl anlamlandırmak ve yaşamak gerektiğine rehberlik eder. Bilgi ise, olguları keşfetmenin, düzenlemenin ve yeni gelişmelere ışık tutmanın, aracıdır. Dinin değişmez sabiteleri (=inanç, ibadet, ahlak) ve yeni şart ve durumlara göre uyarlanan değerleri (=muamelât) vardır. Hayatın her alanında olduğu gibi, din alanındaki bilgilerin de geliştirilmesi, dil, üslup, anlam ve anlatımların yenilenip düzenlenmesi, işlevselliğini koruması bakımından bir zorunluluktur. Toplumsal ve kültürel hayatın akışkanlığına uygun olacak şekilde, dini anlatma ve öğretmede kullanılan bilgilerin güncellenmesi, din ile hayat arasındaki uyumun sağlanmasında büyük önem taşır.Günümüzde, son elli yılda bilimsel, teknolojik, kültürel ve toplumsal çok büyük ve hızlı değişimler yaşanıyor. Genç nesillerle yetişkinler arasındaki kültür, yaşam anlayışı ve alışkanlıkları kökten farklılaşıp başkalaşıyor. Yetişkinlerin çocuk ve gençler üzerindeki etki ve yetkisi silikleşiyor, sosyal medya ve dijital kanallarla olan etkileşim ön plana çıkıyor.İlahiyat Fakülteleri, dini bilginin günümüz şartlarına göre üretildiği, öğretildiği en üst seviyedeki akademik kurumlardır. Fakat mevcut haliyle, dünyadaki ve toplumdaki gelişmelere uygun şekilde, kısa zamanda ders plan ve programlarını yenileme anlayış ve kabiliyetine sahip durumda değildir. Ders programları ve burada ele alınan konuların yüzde doksan beşi, güncelliği olmayan, mevcut hayata dokunmayan tarihsel konu ve olaylarla sınırlı rivayet, ölü metafizik tartışma ve iktibaslar yığını bilgilerden oluşmaktadır. Bilgiyi dini-dünyevi diye iki farklı alana bölmek, pedagojik olarak bir değer taşısa da sistematik olarak doğru değildir. Bu yüzden günümüz ilahiyatçısı eğer toplumun manevi rehberlerini yetiştirmede etkin ve yetkin bir görev yapacaksa, günümüzdeki tüm bilimlerin araştırma sonuçlarından az-çok haberdar olması gerekir. Başta insan ve toplum bilimleri olmak üzere, bilimin ve teknolojinin her alanındaki gelişmeler, yeni bir dünya görüşünün temelini oluşturuyor ve insanlar da bu yeni dünyada yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu yenidünya görüşünün dışından insanlara seslenmek, onlara rehberlik etmek mümkün değildir. Sosyal medya, yapay zekâ, dijitalleşme, küreselleşme, transhümanizm, nano teknoloji, kuantum fizik anlayışı vb. konulardan uzak ve habersiz, sadece geçmiş yüzyıllarda tarım toplumunun dünya görüşü ve anlayışı çerçevesinde üretilmiş eski dini anlatım ve bilgi kaynaklarına bağlı kalarak din eğitim-öğretimi yapmak, topluma yabancılaşmak ve toplum gerçeğinden uzaklaşmak demektir.Bu bağlamda, ilahiyat fakülteleri ders plan ve programlarını, konu ve içeriklerini her yıl gözden geçirmeli, toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlemelere yer vermelidir. Hocalar da bu anlamda yeni gelişmelere dikkat kesilmeli, kendi birikimlerini yenileyip güncellemelidir.
2. Kalite sorunu:İlahiyat Fakültelerinin öğrenci kaynağı yüzde doksan-doksanbeş imam hatiplerdir. Buradan mezun öğrencilerin en yetenekli ve başarılı olanları yükseköğrenimleri için ilahiyat dışı alanları seçmektedir. İlahiyatlara ancak vasat öğrenciler gelmektedir. Bu da eğitim-öğretimin kalitesini düşüren önemli bir sorundur. En başarılı ve yetenekli İHL öğrencilerinin (hiç olmazsa bir kısmının) ilahiyat fakültesini seçmelerine imkân tanıyan, teşvik edici cazip (karşılıksız burs, vb.) bazı uygulama ve düzenlemelere ihtiyaç vardır. Ailelerin en zeki çocuklarını İlahiyatlara yönlendirmeleri sağlanmalıdır. Günümüz ilahiyatçısının son derece zeki ve yetenekli olması, dünyadaki gelişmeleri doğru anlayıp değerlendirmesi ve dini de bu çerçevede toplumun anlayışına yaklaştırması önem arz ediyor.
3. Gelecek vizyonu:İlahiyatçılar olarak hep geçmiş olaylardan ve konulardan bahsetmek, değişmez alışkanlığımız. Bir gelecek vizyonumuz yok. Oysaki, dünyanın kaderini elinde tutan, dünyaya düzen ve intizam vermeye talip olan tüm devletler, kurumlar ve kesimler bir gelecek vizyonu ile hareket ediyor. Dünya hızla değişiyor. Gelecekte bizleri neler bekliyor, en iyi Allah bilir. Fakat mevcut şartlardan hareketle, önümüzdeki 5, 10, 20 ve 50 yılda neler olabileceğine dair bazı tahminler geliştirebiliriz. Dünyada çeşitli üniversite ve araştırma enstitülerinde ders olarak okutulan fütüroloji (=gelecek bilimi) diye bir isimlendirilen bir alan var. Mevcut gelişmelerden hareketle, hayatın her alanında gelecekte neler olabileceğine dair düşünce ve öngörülerin araştırılıp tartışıldığı bir bilimsel disiplin. ABD’de her yıl MEGATREND başlıklı yayınlar bu disiplinin bakış açıları içerisinde oluşturulur.Bu bağlamda, “Gelecek 5-10 yıl içerisinde din alanında ne gibi gelişmeler olabilir?” sorusu etrafında “Dinin Geleceği”ni gündemimizde tutmak gerekiyor. Çünkü dünya ve ülkemiz giderek sekülerleşiyor; dinden hızlı bir uzaklaşma yaşanıyor. İnsanlar “hız ve haz kültürü”ne bağımlı, sanal bir dünyaya doğru savruluyor. Aile kurumu çözülüyor, aile çocuk sayısı azalıyor ve nüfus yaşlanıyor. Bu ortamlarda ateizm, deizm, agnostisizm gibi din dışı inanç ve tutumlar yaygınlaşıyor. Muhafazakâr ve dindar aile çocukları popüler kültürün kurbanları haline geliyor. Bu ve benzeri gelişmeleri hiç dikkate almadan din üzerine konuşmak ve eğitim yapmak suya yazı yazmaktan farksız sayılır.“

Ausgabe: 292 / 11.02.2026
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren