Sayı | Ausgabe: 224 (16.06.2020)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 15.7.2020


Bugün yine farklı bir yazı olacak köşemde,
Bir hafta içinde ardı ardına öyle ilginç olaylar yaşandı ki, zannederim uzun süre güncelliğini yitirmeyecek.
Olayların kahramanları UEFA, TFF, Merkel ve birde Viyana'dan...
UEFA'nın Fenerbahçe'yi iki yıl sonra disiplin kuruluna göndermesi sürprizdi, hem de anlaşılması zor bir sürpriz...
Çünkü 2011'de Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katılmamakla cezasını çekmişti.
Bunu ben söylemiyorum; her taşın altında eli bulunan UEFA'nın "muhteşem" Genel Sekreteri Giani Infantino vurgulamıştı, hatta konuyla ilgili yazılı belge olduğundan bile söz edildi o zamanlar...
Peki şimdi ne oldu da, hangi düşünce ve görüşle Fenerbahçe tekrar gündeme taşındı, kimler sönmüş ateşi tekrar yaktı?
Yine birileri kızacak "ama" ömrümün yarısı Avrupa'da geçtiği için çok iyi biliyorum ki, Avrupalı bizlere karşı çoğu zaman ön yargılı, hele kendine yakın ispiyoncuları bulursa atını istediği istikamete koşturur...
UEFA'nın Fenerbahçe ile Beşiktaş'ı Avrupa kupalarından men etme isteğinin altında mutlaka bir oyun vardır, bir gün ortaya çıkar...
İşin bir başka acıklı yönü de UEFA kaynaklı gelişen son olaylarda Türkiye Futbol Federasyonu'nun duruşu... Kısacası Türkiye Futbol Federasyonu sınıfta kaldı.
TFF Başkanı Yıldırım Demirören Fenerbahçe ile Beşiktaş sanki o kuruma bağlı takımlar değilmiş gibi konuştu...
Yani TFF omurgalı bir tutum ve duruş gösteremedi...
Oysa Türk takımlarının Avrupa'da sahiplenilmesi ilk başta TFF'nin görevidir... UEFA haklıdır haksızdır o başka "ama" TFF ne haliniz varsa görün dercesine bir davranış ortaya koyamaz ve konuşamaz!
Almanya başbakanı Angela Merkel'e gelince...
Belki konumuzla yakından ilgili değil, ama yabancıların bizlere karşı önyargılarını hatırlatmak için yazıma dahil ettim...
Düne kadar Avrupa Birliği için imtiyazlı ortak konusuna sıcak bakan başbakanın partisi Hıristiyan Demokrat Birliği Türkiye'nin AB'ye katılımı için fikir değiştirdi, tabi ki başbakan Merkel'de.
Almanya Başbakanı Merkel daha önceleri imtiyazlı ortaklık konusunda sıcak mesajlar verirken, şimdi stratejik ortak sözleriyle konuşmaya başladı...
Acaba Türkiye ekonomisini Yunanistan ekonomisiyle mi karıştırdı Başbakan Merkel...  
Neden derseniz?   
Çünkü Almanya Şansölyesi Merkel Türkiye'nin AB tam üyeliğine karşı çıkma gerekçesi olarak "Türkiye Avrupa Birliğine yük olacaktır" demekle yetindi...
Oysa Türkiye ekonomisinin mevcut görüntüsü, AB'ye girmek isteyen bir çok ülkeden daha iyi, yani başkalarına yük olacak bir görüntüsü yok!..
O zaman, maksat başka, yani biz ülke olarak ekonomik yönden kendi başımıza düşünmemeliyiz, bir iş yapmamalıyız; daha önceleri olduğu gibi  bizim için düşünen birileri olmalı, hani IMF'li dönemler gibi...
İster istemez insanın aklına o meşhur özdeyiş geliyor "Maksat üzüm yemek mi, yoksa bağcıyı dövmek mi?.."
Avrupalı bir çok konuda olduğu gibi ekonomide de kendi dışındakilerin "özgürlük düşüncesini köleleştirmekte" ustadır!   
Tabi ki meydanı boş bulduğu sürece "pardon" süreçlerde!
Mutlaka bir gün olup; UEFA'da, Merkel'de kendi gerçekleriyle yüzleşeceklerdir...
Ama yinede dikkatli olmak gerekiyor...
Çünkü içimizdeki Giani Infantino'ları, Angela Merkel' leri iyi tanıyamadığımız sürece Avrupalıdan daha farklı "sürpriz" goller yiyebiliriz!
Ve bir hafta da yaşanan ilginç olayların bir başka kahramanı da Viyana'dan çıktı... Yeşiller Partisinin Milletvekili Efgani Dönmez öyle bir konuştu ki; "yanlı, yanlış" sorumsuzca ve saçma bir konuşmaydı.
Efgani Dönmez'in demecini okuyunca, perdenin arkasında "yani" kuliste gizlenen mekanizmanın daha farklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı.  
Efgani Dönmez söylediklerinin ne kadar hatalı, yanlı ve yanlış olduğunu anlayarak bir gün sonra özür dilese de; bir başka yazımda konuyla ilgili bizimde yazacaklarımız olacak!
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren