Sayı | Ausgabe: 216 (15.10.2019)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 12.11.2019


Geçen ay yine enteresan bir e posta aldım. Yine Viyana’ya evlenerek gelmiş, pişman olmuş bir kadın hikayesi… Bir yılı aşkın bir zamandır yazıyorum ve birçok okur mektubu aldım. Çoğunluğu kadınlardı ama hepsinin ortak bir noktası var. O da Almanca öğrenmeden buraya gelmek çok akıllıca bir karar değil. Nedenine gelince, geçtiğimiz ay yazıştığım Neriman hanım herşeyini bırakarak geldiği Viyana’da dil bilmediği için Temizlik Görevlisi olarak çalıştığını bir de üzerine Kayınvalidesi’nin eziyetlerine maruz kaldığını yazmış. Tüm yazılarımda belirtmeye çalışıyorum. Benim işim sizin özel hayatınızdan ziyade uyum sorunlarınızla ilgilenmek. Hatta Neriman Hanım’a da böyle yazdığımda bana “O kadar eziyet gördüm ki sosyal yaşama uyum sağlamaya çalışmak düşündüğüm en son şeydi” dedi. Tabii ki insan evde rahat ve huzurlu olmayınca dil öğrenmek, yeni bir kültüre ve çevreye alışmak hiç kolay olmuyor.Böyle e postalar aldığımda hiçbir zaman yazan kişiyi çok da haklı çıkaracak cevaplar vermiyorum. Çünkü şahit olmadığım şeylerin içinde olmayı istemiyorum. Fakat öyle şeyler duyuyorsunuz ki olayları anlatan kişiye ilgi ve sempati duymanız Yaşadığım çok enteresan bir olay vardı belki daha önce anlatmışımdır. Bir gün Spar’da kek kalıbı arıyordum. Yaşlı bir kadının Türkçe konuştuğunu görünce yardım istedim. Benimle hiç ilgilenmediği gibi “Bilmiyorum” deyip geçiştirdi. Sonradan yanımıza gelini geldi ve bana o kadar yardımcı oldu ki çok mutlu oldum. O zamanlar Viyana’ya ilk gelişlerimden biriydi. Normal olarak daha acemiydim. Markete girmeye bile çekiniyordum öyle söyleyeyim. Ve o yaşlı kadın beni daha da tedirgin etti. Bir anda ne yapacağımı şaşırmıştım. Belki birçoğunuz ilk günlerde aynı duyguları yaşamıştır. Avrupa’ya ilk göç dalgasında gelmiş ve tek kelime Almanca bilmeden yaşayan nesillerin çok zor günlerin ardından yardım etmeme alışkanlığı kazandığı düşüncesindeyim. Kısacası “Ben çektim herkes çeksin” mantığı hakim. Neriman Hanım’ın da anlattığı Viyana’ya gelin geldikten sonra hiç kimsenin ona yardımcı olmadığıydı. Anlayamadığım iki şey var: Birincisi Türkiye’den Viyana’ya dil bilmeden kültür bilmeden sanki şehir değiştirir gibi nasıl gelebiliyorsunuz? İkincisi Kayınvalideler orada da güçlerini nasıl göstermekten geri durmuyorlar?Yani şu “Kayınvalide” mevzusu benim girmeyi hiç istemediğim bir konudur ama öyle e postalar alıyorum ki bu kadarına da “Pes” dedirtecek cinsten şeylerden bahsediliyor. Tek kelime Almanca öğrenmemek ile övünen ilk nesil göç edenlerin sonradan gelenlere yaptıkları eziyetler anlaşılır gibi değil. Bu yaşamaktan, yaşlanmaktan hiçbir şey anlaşılmadığının bir sonucudur. Zor günler yaşayanlar belli bir deneyim ve yaşam seviyesine gelirler ve aynı şeyi başkasına yaşatmazlar. Bu insan olmanın, olgunlaşmanın en güzel getirisidir. Ama ben bu örnekleri pek göremiyorum.Lütfen bana iyi bir şeyler yazın ve beni şaşırtın. Yoksa gereksiz bir anti patiye sahip olacağım. Beni bu duygudan kurtarın ve iyi şeyler yazın. Başarı hikayeleri istiyorum. Viyana’ya gelip zengin olan, hayatının aşkını bulan, mutlu olan, hep düşlediği mesleği yapan yok mu? Mutluluk yazıları bekliyorum. Acı bir yere kadar değil mi? Lütfen, önümüzdeki ay iyi bir şeyler yazmayı istiyorum..

Sevgıler...

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren