Sayı | Ausgabe: 216 (15.10.2019)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 12.11.2019

31.01.2018

Bu zamana kadar hep Avrupa’da yaşamanın zorluklarından bahseden hikayeler anlattığımızı biliyorum. Hayat iniş çıkışlarla dolu. Farklı deneyimler edindikçe ve zorlandıkça adeta direncimiz artıyor. Ben zorlukları severim. Sanırım sırf bu yüzden zor şeyler hayatımdan hiç eksik olmuyor. Geçen hafta bana ulaşan bir kadın okurum Avusturya-Türkiye arasında nasıl mekik dokuduklarını anlatan bir yazı kaleme aldı. İtiraf ediyorum ki olayları tüm açıklığıyla anlattığı için çok etkilendim. Her detayı veremeyeceğim kadar uzun bir yazıydı. Elbette bir aşk hikayesi ama içinde farklı bakış açısı ve deneyimler de var.Bu zamana kadar hep Avrupa’da yaşamanın zorluklarından bahseden hikayeler anlattığımızı biliyorum. Hayat iniş çıkışlarla dolu. Farklı deneyimler edindikçe ve zorlandıkça adeta direncimiz artıyor. Ben zorlukları severim. Sanırım sırf bu yüzden zor şeyler hayatımdan hiç eksik olmuyor. Geçen hafta bana ulaşan bir kadın okurum Avusturya-Türkiye arasında nasıl mekik dokuduklarını anlatan bir yazı kaleme aldı. İtiraf ediyorum ki olayları tüm açıklığıyla anlattığı için çok etkilendim. Her detayı veremeyeceğim kadar uzun bir yazıydı. Elbette bir aşk hikayesi ama içinde farklı bakış açısı ve deneyimler de var.Ayşegül hanım bana Salzburg’da doğup büyüdüğünü, Viyana Üniversitesine gittiğini ancak bir gün düğün vesilesiyle gittiği İzmit’te biriyle tanıştığını, kısa süren arkadaşlıklarının evliliğe döndüğünü söyledi. Sonra damadımız Avusturya’ya geldiğinde bir süre kısa işlerde çalışmış. Almanca’yı bir türlü öğrenemediği için daha göz önünde olan işler yerine bulaşıkçılık gibi daha geri planlardaki işlerde çalışmış. Aslında İstanbul’da bir firmanın satın alma bölümünde çalışmasına rağmen Ayşegül Hanım’a olan aşkı onu her türlü işte çalışmasını sağlamış. Sonra bir şekilde İstanbul’a geri dönmek istemişler.  Ayşegül Hanım ülkeye dönüş hikayesini şöyle anlatıyor: “Ülkeme döneceğim için sevinçliydim. Ne de olsa kendi dilim, benim insanım diye düşündüm. Ama geri döndüğümde ben iş bulamadım. Kayınvalideme gitmek ya da ev ziyaretleri yapmak gibi şeyler bana göre değildi. Yani böyle yetişmemiştim. Bizler burada çalışıyoruz veya okula gidiyoruz. Boş zamanlarımızda mutlaka bir aktivitemiz var. Ev ziyaretleri yapmak bana göre değildi. Ayrıca toplu taşıma çok berbat. İstanbul inanılmaz kalabalık bir şehir. Bir de giydiklerimden dolayı insanlar beni yargılamaya başladı. Biz Avusturya’da böyle yetişmedik. İstediğim gibi giyinirdim. Kimse de bana bakmazdı. Anlayamadım. Sanıyorum ki Türk olsam da kültür olarak Avusturyalı gibi yetişmiştim.” Sonra Ayşegül Hanım eşiyle konuşarak İstanbul’da bir Almanca kursuna yazılmasını sağlıyor. Evde de sadece Almanca konuşarak eşini yeni hayatına hazırlamaya çalışmışlar. Sonra ver elini Avusturya…Şimdi çok daha mutlu olduklarını, eşinin daha iyi bir iş bulduğunu ve kendisinin de bir yandan çalışmaya ve istediği gibi hayatını yaşmaya devam ettiğini söylüyor. Ona Türk ama Avusturyalı yaşayış tarzının ne olduğunu sorduğumda “Anlatamam sen de yaşamalısın” dedi. Bu hikayedeki bir yerden diğerine taşınma meselesi beni gerçekten çok korkuttu çünkü ben biraz daha temkinli adım atan, on kez düşünüp bir kez karar veren biriyim. Ama bazen risk almak, tehlikeye atılmak gerekir. Her şey büyümek için, hata diye bir şey yok ancak deneyimlerimiz var… Peki aynı hikayede siz olsanız ne yapardınız? İnsanın kendi kültürüne alışamaması ne demek? Bazen bankamatik önlerinde Almanya’dan emekli amcaların sırada beklerken söylendiklerine şahit olurdum. “Bu ülkeden adam olmaz, şu hale bak, Almanya’da böyle şey olmaz” deyip duruyorlardı. Siz de aynı şeyi yaşar mıydınız?  Yoksa tam tersi mi? Almanca Meselesi Ne olacak Peki?Ben Almancayı seviyorum ve dil öğrenmenin çocuklukta olabileceğine inanların da karşısındayım. Bence her yaşta her şey öğrenilebilir. Ama gramatik yapısının Türkçe ile alakasız olması beyin patlatan bir durum değil mi yahu? Bizde gırtlaktan konuşma yok yani en azından İstanbul Türkçesinde. Ve bizim “r” larımız daha belirgin. Şimdi söyleyince herkes birden “rrrrr” demeye başlayacak duyabiliyorum. İlkokulda hocamız tüm sınıfı hep bir ağızdan bağırtırdı hatırlar mısınız? Bir de bu dilin yüklemi nerede? Öznesi nerede belli değil…  Seviyorum ama sevgi de yetmiyor her zaman.. Bana şans dileyin zira bazı konulara neden ve nasıl? Şeklinde yaklaşmaya başladım.  Elimde değil, merak edip sorguluyorum…

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren