Sayı | Ausgabe: 216 (15.10.2019)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 12.11.2019


Bu ay yine çok sayıda mail aldım. Fakat az sonra anlatacağım durumu birçok göçmenin yaşadığı halde bir türlü doğru cümlelerle açıklayamadığını fark edip yayınlamaya karar verdim. Adına Hatice diyeceğim okurum bundan 4 yıl önce Alman bir erkekle evlenerek İstanbul’dan Viyana’ya taşınmış. Üniversite mezunu olan Hatice Hanım İstanbul’daki hayatı süresince modern bir hayatı varken Viyana’ya geldikten sonra biraz değiştiğini söylüyor. Viyana’nın İstanbul’a oranla daha az hareketli yapısından mı yoksa yalnızlıktan mı bilinmez ama kültürel ve milli değerlerine son derece bağlı bir kadın haline geldiğini söylüyor. Bu durum Çocukları olduktan sonra biraz daha zor bir hal almaya başlamış. Öncelikle isim krizi yaşadıklarını söylüyor Hatice Hanım. İstanbul’daki hayatında moda isimlere daha çok ilgi duyduğunu hatta demode isimlerle alay bile ettiğini söylerken kızının isminin Zehra olması konusunda neden uzun süre direttiğini kendisinin bile anlayamadığını söylüyor. Uzun süren müzakere süreci sonunda her ne kadar Zehra ismini koyamasa da kızına başka bir Türk ismini vermeyi başardığını söylüyor. Çocuğu iki yaşında olan Hatice Hanım şimdi ise kızını nasıl yetiştireceği konusunda eşiyle büyük tartışma yaşadığından bahsediyor. Almanların çocuk yetiştirmedeki açık yapısı geleneksel Türk aile yapısına biraz ters düşüyor. Bizde kız çocuk ile babası arasında her zaman bir mesafe vardır. Yeni nesil Türk babalarında bu farkın büyük ölçüde kapandığını söyleyebiliriz ama yine de Almanlar kadar açık bir toplum olmadığımız kesin. Burada elbette ki genel olarak konuşuyorum. Benim de çok geleneksel bir yapım olmamasına rağmen böyle bir durumda nasıl bir tavır sergileyeceğimden inanın ki emin değilim.. .
Dil, kültür ve din farkının çiftler arasında gerilim yaşattığını herkes biliyor. Fakat Hatice Hanım’ın bana sorusu farklıydı.” İstanbul’da doğup büyüyen ve yüksek öğrenim görmüş modern bir kadın olarak buraya gelince bana ne oldu?” Diye sordu.
Mailinde aynen bu şekilde yazmış: “Sumru Hanım bana ne oldu? Ne değişti?”
Hatice Hanım’ın yaşadığı durum bana göre göç’ten sonra öngörülen durumlardan bir tanesi. Şöyle açıklamak gerekirse; Eğer yabancı biriyle evlenip onun ülkesine gidiyorsanız ilk üç ayda eşinizin çevresine girip onun hayatına dahil olursanız adaptasyon sürecini daha kolay atlatabilirsiniz. Tabii ki geldiğiniz ülkede modern bir hayat yaşayıp farklılıklar konusunda açık iseniz sonradan muhafazakâr olmanız pek mümkün değil.  Fakat yalnız kalma korkusu ile kendi ülkenizden arkadaşlar edinip onların sosyal çevresine girerseniz eşiniz ile aranızdaki kültürel farklılık giderek açılacaktır. Hem siz hiç olmadığınız kadar geleneksel bir yapıya bürünüp kendinize hayret edecek duruma gelirsiniz hem de eşinizle aynı evde yaşayan iki yabancı haline gelirsiniz. Buradaki kritik konu eşinizin yaşamına, kültürüne, arkadaş çevresine dahil olduğunuzda kendi kimliğinizi kaybetmenizle karşı karşıya kalmanızdır. Kişiden kişiye değişmekle birlikte bir süreliğine ya da hayatınız boyunca sürecek bir kimlik kaybına uğrayabilirsiniz. Buna kendini unutmak ya da başka biri olarak tekrar doğmak diyebilirsiniz… Hangisinin doğru olduğunu bilmemiz mümkün değil. İnanın her iki durumun da kendi içinde artıları var. Olayların pozitif yanlarını görmek nereden baktığınıza bağlı olarak değişiyor. Buradaki en önemli etken eşinize ne kadar aşık olduğunuzdur. Ne kadar? Sorunun yanıtı çok önemli… Bu soruya kendinizi kandırmadan cevap vermelisiniz…
Hatice Hanım’ın durumuna gelince… Yukarıya yazdıklarımı kendisine söyleyince tespitlerimi onayladı. Durum o ki yalnız kalma korkusuyla kendini Viyana’ya ait olmaktan sakınmış. Ve daha fazla yalnız kalmış…  Artık ona ne olduğunu çözdükten sonra tepkilerini kontrol etmesi daha kolay olacaktır. Şimdi sorunları müzakere ederek çözmemiz gerekiyor. Kendisine önce Viyana’da yaşadığını hatırlattım. Farklı bir hayatı olduğunu ve önce bu hayat için minnet dolu olması gerektiğinden bahsettim. Ve bir çocuğu olduğu için ne kadar şanslı olduğundan…  Yani işe önce içinde bulunduğumuz durumu kabul etmekle başlamalıyız. İnkar etmenin kimseye bir faydası yok inanın… Şimdi inanıyorum ki her şey daha da kolaylaşacak… Bana yolladığı son mailde biraz daha rahatladığını hissettim. Kendisiyle mailleşmeye devam edeceğim…
Ve bu yıl başında Viyana’dayım. Bu yılın hem bana hem de benimle paylaşımda bulunan herkese çok iyi geleceğini hissediyorum. Bir süre sonra hep birlikte olacağız. Konuşup paylaşacağız. Siz anlatacaksınız ben yazacağım… Paylaştıkça yükümüz azalacak biliyorum… Çok uzakta değil merak etmeyin…
O zamana kadar bana yazmaya devam edin. Ya da gazeteye ulaşabilirsiniz...
Sevgiler…
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren