Sayı | Ausgabe: 253 (09.11.2022 Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 13.12.2022

10.11.2021

Ekonomi, bir ülkenin bağımsız bir şekilde var olabilmesi için stabilize edilerek güçlendirilmesi gereken 4 temel ayaktan bir tanesidir. Ekonomik kalkınmanın ölçümünde işsizlik oranı, bu oranın artış hızı, enflasyon oranı ve zam oranları göz önünde bulundurulur. Son günlerde memleketim olan Türkiye’de yaşanan ekonomik çalkantılarla ilgili istatistiki bilgiler ile yetkili mercilerin açıklamalarının çelişme durumunu gelin hep beraber tarafsız bir şekilde inceleyelim ve sonuca karar verelim.Ekonomi, bir ülkenin bağımsız bir şekilde var olabilmesi için stabilize edilerek güçlendirilmesi gereken 4 temel ayaktan bir tanesidir. Ekonomik kalkınmanın ölçümünde işsizlik oranı, bu oranın artış hızı, enflasyon oranı ve zam oranları göz önünde bulundurulur. Son günlerde memleketim olan Türkiye’de yaşanan ekonomik çalkantılarla ilgili istatistiki bilgiler ile yetkili mercilerin açıklamalarının çelişme durumunu gelin hep beraber tarafsız bir şekilde inceleyelim ve sonuca karar verelim.Öncelikle Ekonomik krizin aşamalarını inceleyelim. İlk aşama “manipülasyondur”. Bu aşamada öncelikle fiyatlarda ani yükselişler meydana gelir. Beklenti artık fiyatların giderek daha da artacağı yönünde gelişir. Böylelikle fahiş ve dengesiz fiyatlar ortaya çıkar ve piyasanın kendini manipülasyonun kısır döngüsü başlamış olur. Fiyatlar yükseldikçe yeni yan varlıklar ortaya çıkmaya başlar ve çok büyük kazançlar elde edilmeye başlanır. Bu durum olaya buz kompresi yapar, risk ve getiriler doğru ve sağlıklı hesap edilemez olur, herkes bir şekilde kazanıyordur, böylelikle kimse o buzun erimeye başladığını fark edemeden kriz derinleşmeye başlar. Hükümetler de hane gelirlerinin artması ile oluşan pozitif tablodan dolayı olaya müdahil olmamaya çalışırlar, hatta düzenleyici ve denetleyici otoriteler de gelişmeleri seyretmeyi tercih ederler. Geçici pansumanın etkileri kısa olur.Yatırımcının güveni azalır ve ekonomik beklentilerin bozulmaya başlaması ile ikinci aşama ortaya çıkar. Bu aşamada “belirsizlik sendromu” baş gösterir. Artık yatırımcının güveni azalmış ve ekonomik beklentiler hayal kırıklığı yaratmıştır. Ekonominin şekillenmesinde önemli rol oynayan yatırımcılar analiz, tahmin, sezgi ve tecrübeleri ile fiyatları iyice şişen piyasadan şüphe ederek temkinli davranmaya başlarlar. Böylelikle fiyatların düşmesi gerektiğine olan inanış güçlenir. Fiyatların düşeceği doğrultusunda şekillenmiş olan bekleyişler, satışlara; satışlar ise fiyatların düşüşüne neden olur. Fiyatlardaki devamlı düşüş ise, negatif beklentileri daha da güçlendirir ve benzer sarmal bu kez ters yönlü yaşanmaya başlanır. Fiyatlarda görülen ani düşüşlere rağmen, alım gücü azaldığı için, bu ters yönlü hareket piyasaları canlandırmaya yetmez. Böylelikle kaçınılmaz son olan üçüncü aşamaya girilmiş olur. Bu aşama “çöküş” aşamasıdır. Önemli bir kâr marjı elde etmek amacıyla yapılan yatırımların piyasada karşılık bulamaması sonucu, mali tablolar iyice bozulur. Taleplerin düşüşü nedeniyle şirketler üretimi yavaşlatırlar. Böylelikle hayatta kalma ve maliyetleri düşürme mücadelesi başlar. Bunun sonucunda işten çıkarmalar hız kazanır, işsizlik oranı tavan yapar. Kimi şirketlerin sonu konkordato olur. Bu şekilde bitti mi dersiniz? Hayır bitmedi, bitiş noktası asıl şimdi yaklaşılmaktadır.Sıra son aşama olan “dip”tedir. Ekonomi artık negatif yönde gidebileceği son noktaya varmıştır, yani dibe vurmuştur. Artık piyasalarda volatilite azalmıştır. Elde bulunan varlıklar likidite sağlama amacı ile çok düşük fiyatlardan elden çıkarılmaya gayret edilirler, fakat alım gücü düşmüş olduğundan dolayı talepler de düşmüş olur ve böylelikle kısır döngü oluşur. Kulağa tanıdık geldi mi? Türkiye’de günden güne  ardı arkası kesilmeden yapılan zamlar ve denetimsiz piyasa fiyatları düşünüldüğünde, durumun tam da bu olduğunu anlamak pek de zor değildir. Fakat ekonomik çöküşün bütün adımları yaşanıyor olmasına karşılık, Türkiye’de enflasyona rağmen yaklaşık %20 büyüme sağlandığı açıklandı. Bahsi geçen büyüme oranı, İkinci çeyreklerin kıyaslaması ile ortaya çıkıyor. Fakat 2020 yılı ikinci çeyreği Covid'in baş gösterdiği ve tüm ekonomik ağır etkilerini görüldüğü zaman dilimini kapsadığından dolayı, 2020'deki katma değer çok düşmüştü ve ekonomi %10 küçülmüştü. Sonuç olarak o dönemin en düşük performansı ile bu dönemin iyileşme performansı kıyaslanması sonucu, bu derece yüksek bir büyüme oranı ortaya çıkıyor. Yüksek enflasyon, dengesiz fiyatlar Euro bölgesinin ekonomik güvenini sarsılmasına neden oluyor ve yabancı yatırımcıları da olumsuz etkiliyor. Bunun yanı sıra ihraç ettiğimiz ürünleri ithalat yapmadan üretemememiz, paralel bir olumsuz etki yaratıyor. En önemlisi Türk lirası, 2021 yılında gelişmekte olan ülke para birimleri arasında Dolar karşısında en çok değer kaybeden para birimi olarak liderliğini koruyor. İlk 10 ay için TL’nin Dolar karşısında değer kaybının %30’u bulması, her 1 TL’lik artış için Türkiye’nin toplam borcunun 444 milyar Lira artmasına neden oluyor. Bütün bunları göz önünde bulundurunca,  “Türkiye’de ekonomi şahlanıyor mu, yoksa batıyor mu?” Karar tamamen size kalıyor…

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren