Sayı | Ausgabe: 253 (09.11.2022 Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 13.12.2022

13.01.2022

2022’ye merhaba dediğimiz bu günlerde, ele alınması gereken ilk konu 2021 yılında neler yaşadığımız olmalı bence. Malum insanoğlu unutkan bir varlık, hatırlamakta, hatırlatmakta fayda var. 2021 yılı da, geride bıraktığımız diğer seneler gibi doğrularımız ve yanlışlarımızdan oluşan bir yıl sonu karnesi niteliğinde kayıtlara geçti. Peki 2021 yılında yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı mı, yoksa unutup aynı şeyleri tekrarlamayı mı seçeceğiz, bunu hep beraber yaşayarak göreceğiz. Hadi 2021’in öne çıkan başlıklarını birlikte hatırlayalım.2022’ye merhaba dediğimiz bu günlerde, ele alınması gereken ilk konu 2021 yılında neler yaşadığımız olmalı bence. Malum insanoğlu unutkan bir varlık, hatırlamakta, hatırlatmakta fayda var. 2021 yılı da, geride bıraktığımız diğer seneler gibi doğrularımız ve yanlışlarımızdan oluşan bir yıl sonu karnesi niteliğinde kayıtlara geçti. Peki 2021 yılında yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı mı, yoksa unutup aynı şeyleri tekrarlamayı mı seçeceğiz, bunu hep beraber yaşayarak göreceğiz. Hadi 2021’in öne çıkan başlıklarını birlikte hatırlayalım.
Bir kere Corona gerçeğiyle bütün dünya sert bir şekilde yüzleşti. Bana göre Dünya’nın en adil salgın hastalığı olan Corona, bu günlerde pek az şekilde vuku bulan “adaleti” hissetmemi sağlayan yegâne şey oldu. Neden mi böyle söylüyorum? Çünkü hastalıkların bile coğrafya seçtiği adaletsiz dünya düzeninde, Coronavirüsün küresel bir pandemiye sebep olması, geçirdiğimiz kötü günlere farklı bir perspektiften bakmamı sağladı. Geçmişte salgın hastalıklar çoğu zaman gelişmemiş ve yoksul ülkelerde baş gösterirken, Coronavirüs genç-yaşlı, fakir-zengin, Avrupa-Afrika dinlemeden bütün Dünya’da neredeyse aynı etkiyi gösterdi. Corona tüm insanlığa, aynı dünyada yaşadığımızı bir kez daha hatırlattı. Bizleri senkronize şekilde hareket ederek, global önlemler almaya ve ortak bir çözüm bulmaya mecbur kıldı. “Bir musibet bin nasihatten yeğdir” sözü, bizlere bu bilinci empoze edecek en kestirme şekilde doğruluğunu kanıtladı. 
Peki sizce 2021’de yaşam tarzımız da fazlaca değişmedi mi? Global pandeminin de etkisiyle daha içe kapanık bir hale geldik. Alışverişler, toplantılar, dersler…  Her şey internet üzerinden halledilir oldu. Bu sert değişime herkes alışmak zorunda kaldı ve yeni “normalimiz” ortaya çıktı. 
Yeni düzenle beraber, gerçeklik tanımımızdaki değişim de hayatlarımızda büyük ölçüde yer kaplamaya başladı. “Sanal” kelimesi, gerçekliğe bakış açımızı kökünden değiştirdi.  Sanal paralar, oyunlardaki sanal alışverişler, sosyal medyada maruz kaldığımız sanal-yapay güzellikler… Her şey takip edilmesi hiç de kolay olmayan bir şekilde hızla değişmeye başladı. Fakat doğaya saygı duyarak iç içe yaşamaya bir türlü alışamayan insanlık, sanal ortamda hızla değişen akımlara ayak uydurmakta hiç de zorluk çekmedi.
Hiç şüphesiz 2021 yılının en dikkat çeken gündemlerden biri de iklim değişikliğiydi. Durumun Dünya genelinde kendini hissettirmesiyle, Haziran-Temmuz aylarında şarıl şarıl yağmur da yağdı, Kasım ortasında “pastırma sıcakları” da görüldü. Devamında önü alınamayan orman yangınları, yeşil hazinemize büyük ölçüde zarar verdi. Yılın kapanışında ise sert bir enflasyonla yüzleştik. Fakat hiç şüphesiz ki en ağır bilançolardan biri Türkiye’de görüldü. Türkiye enflasyonda dünyada 11'inci, Avrupa'da ise birinci sırada. Halkın enflasyon ve zamlar karşısında eriyen maaşlarıyla geçinebilmeleri adına sunulan “çözüm önerileri (!)”, çay ve simit ikilisi eşliğinde “tasarruf güzellemelerinden” öteye gitmedi. Bu söylemlerle, “doğaya saygı” paralelinde bir tasarruf bilinci aşılamaktan çok, “şükür toplumu” oluşturmanın amaçlandığını anlamak pek de zor değildir.
Fakat emin olun ki, bir toplumda, bir şeylere erişmek ne kadar zor ise, aynı ölçüde tüketim açlığı ortaya çıkar. Bu da toplumu, çağımızın en büyük sorunlarından biri olan “tüketim toplumuna” dönüştürür. “Refah seviyesinin yükselmesiyle” durum yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar.
Çok sevilen eğlence içerikli bir uygulamanın kapatılacağının gündeme geldiğini varsayalım, buna karşı gerek sosyal medyada gerekse sosyal hayatta çok büyük tepkiler verileceğini söylersek yanılmış olmayız. Peki ekonominin çöküşü ve bu durumla ilgili verilen anlamsız öğütler, git gide artan işsizlik, öğrencilerin yaşadıkları zorluklar, yaşam standartlarının düşmesi ve dahasına karşılık tepkisizleşmiş, hissizleşmiş olmamız, olanları ve olacakları bekler hale gelmemiz, sizce de korkutucu değil mi? Kaderci ve kabullenici bir topluma dönüşmek, bir toplumun başına gelebilecek en acı sondur. Çok tehlikelidir ve o toplumun yok olmaya başladığının sinyallerini verir. Karşılık bulsun ya da bulmasın, sorgulamak, haklarımızın bilincinde olup onları savunmak, düşünen varlıklar olarak temel görevimizdir.
Haklarımız bizlere verilen “lütuflar” değillerdir ve hatalar ders çıkarıldığı müddetçe kıymetlidir. Hatalarımızdan ders çıkardığımız, hepimizin aynı gemide olduğunu anladığımız, şartların bütün insanlar için olabildiğince eşit olduğu bir sene olsun. Kimsenin bir başkasını ötekileştirmediği, dünyaya daha geniş perspektiflerden bakabildiğimiz, insana ve doğaya hakkettiği değeri verdiğimiz, sağlıklı bir yıl geçirmemiz dileğiyle…

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren